Hell has no fury like a women scorned

•Ocak 4, 2009 • Yorum Yapın

Blog yazmanın güzel tarafı geçmişine bakıp şimdiki davarnışlarının neyin yansıması olduğunu görebiliyorsun. Rüya gibi başlayan bir ilişki, gelen darbeler, yaşanan deneyimler, unutulamayan acılar ve onların bıraktığı izler, o izler yüzünden sürekli yıpranan ve aşınan bir psikoloji. İnsanın en çok kahrolduğu anlar gerçeği bilip, elinde kanıt olmadan hayal gücünle orada kalakalması oluyor. Ki hayal gücü gerçekten katbekat fazla yıpratma gücüne sahip. hayal güzü sınırsızdır, bilirsiniz. Gerçeklerse görmesi zor sınırlı şeylerdir.

Gerçekliğin eksikliğiyle hayal gücüne kaldıkça içinizde öfke birikmye başlar. Öfke zamanla yumuşak kalbinizi, masada unutulmuş yemek gibi kurumaya bırakır. Her damak kuruluğunda içinizdeki öfke intikam düşünceleriyle dolmaya başlar. Kendinizi cesaretlendirirsiniz. Yapabileceğinize inanmazsınız, o anda kalbiniz kurumamıştır. Ama kuraklığın geldiği bir nokta var ki…Kurumuş yemekleri tekrardan kullanabilirsiniz, bozulmaya başlamadıysa eğer… Bozulma başladıkça zehirlenme riskiniz artar.

Yavaş yavaş yapamam dediğinizin, düşüncelerinizin %90ını kapsadığını, her şarkıyla intikama başladığınızı hissedersiniz. İntikama susamış bedenler ve beyinlerle yürümeye devam edersiniz. İntikam için yanıp tutuştuğunuz an gelir. Her şeyin düzelmeye başladığını hissedersiniz ama düştüğünüz yangın sizi kavurmaya başlamıştır. normalde hep işleri yarım bırakırken, bu sefer yarım kalmış işinizin peşinden gidersiniz. İntikam önlenemez güçte bir histir.

Blog yazılarımla kendimi intikama nasıl hazırladığımı ve nasıl dönülmez bir hal aldığını gördüm. Sonrasında olanların, yeniliğin getirdiği şeyler olduğunu sandığım şeylerin aslında intikamla nasıl seviştiğini gördüm. Kolayca yenilebilecek ve ardında bırakılacakmış gibi geliyor intikam başta. Meğer çok iz bırakıyormuş.

İntikamın, başlarken hayalini kurduğum yaşam tarzının, kendim olabilmenin verdiği heyecan ve arzu dolu bir bedenle  karşıma çıkacağını bilmiyordum. İntikama başladığımı bile bilmiyordum. Öylece içine düşüverdim. Döktüğüm onca göz yaşından sonra kafama takılan hiç bir şey olmadan gülmek, havayı ciğerlerinde hissederek solumak hiç beklemediğim bir şeydi. O kadar güzel geldi ki, tüm çekiciliğiyle beni çekmeye devam etti. Kaçırdığım hayatın hayali bir daha geldi gözümün önüne. İntikamla kapanan gözlerim etrafa bakınıp dışarıda, dünyada daha neler olduğunu görmemi sağladı. Her şeyin, yeniden yaratılabilecek bir imajın ve dünyanın çarpıcılığı ve heyecanı damarlarımda dolaşmaya başladı. Yepyeni baskıdan yeni çıkmış bir kitabı açmak gibi bir histi.

Önceleri düşünmedim zamanla halledilecek görünüyordu, aldırmadım. Zamanla kafa karıştırmaya başladı. Eski yaşamımı atmanın isteği yavaş yavaş doldurmaya başladı içimi. Olanların farkına varmaya başladığımda ise -ki bu da rüyadan uyanmakla geri dönmek isteği arasındaki uykulu zaman dilimini kapsıyor. Farkına varmaya başladığımda çizgideydim. Sağa ya da sola gitmem gerekiyordu. Ne sağ ne sol birbirini istemiyordu. Biraz daha sürdürmeyi denedim olmadı.

tüm bu yolun başlangıç nedenine döndüm, eskiye. Önceleri iyi giderken, yeninin arzusu içimden gitmedi ve arttı. Zaman zaman öyle bir hal aldı ki dayanılması çok güç anlardan geçtim. Karşı koyamam sandım, o yaşam da hep orada durur sandım. Ama birini seçtiğimde ötekinin sonsuza kadar gideceğini biliyordum. Hayır bu olay 2 kişi arasında seçim değil, 2 yaşam tarzı arasındaki seçimdir. Bir ipte iki cambaz oynamaz lafının doğruluğu her ne kadar bir kaç ay önce başkasına söylesenizde, gerçekliğini sizin üstünüzde de göstermesini engellemiyor. Derken ne oldu ip koptu.

iki taraf için de sonuçları oldu, iki taraf için de bir şeyler değişti. Geriye döndürülemeyecek şeyler. Ve tabi ipin kendisi olan benim için de.

İntikam soğuk yenen yemek, ısıtılamıyor. Isıtmaya kalktığında mikrodalgada patlayan bir yumurtaya dönüşüyor. Temizlemesi ondan daha zor. Temizlenmiyor. Dünyadaki hiçbir deterjan yetmiyor.

Hayır intikamı bırakıyorum şuan. aklıma bir şey geldi. bak dinle.

Bu yiğit ve onun yaşam tarzıyla beraberken 3 dersi Fledim, tembelleştim garip bir hale geldim ama sevginin içimdeki yoğunluğu yok ediyordu kötüleri. Yeni başladığım yaşam tarzıyla ise derslerime daha çok çalıştım, sürekli bir şeyleri yapma isteği içine girdim ve aynı zamand ÇOK eğlendim fakat aynı yoğunluk yoktu ve bir şeylerin yapay olduğu izlenimi veriyordu. her şeyin olduğu gibi bu iki tarzın da artıları ve eksileri var. Ama yeni gördüğüm bu yaşam tarzından etkilenmemin sebebi bana her şeyi eşit miktarda ve mutluluğu daha fazla vermesiydi.

Söyleyecek sözüm kalmadı. İntikam kötü bir şey. Kolay sanıyorsunuz ama etkileri çok daha farklı oluyor. Hayatımın bu noktadan sonra değişeceğine eminim, bir şekilde. Çünkü intikam sadece o anı değil, bir çok şeyi etkiliyor. Bir çok şey, bir hayat demek. Bir kaç ay ya da yıl sonra eminim bunu okuyup, buna da bir eleştiri yapar ve sonucunun ne olduğunu söylerim.

you fuckin hypocrite bitch

•Kasım 15, 2008 • Yorum Yapın

özlemeye, kıskanmaya hiçbir şey yapmaya hakkın yok biliyorsun değil mi?

Hey Lulu bu sen değilsin, Eylül bu sen de değilsin! kimsin sen?

i did some mistakes

•Ekim 12, 2008 • Yorum Yapın

Şu aralar bilinç altıma dokunmuyorum, akrep falan sokar diye. Çift kişilikliyim korkuyorum, Lulu çıkıp hayatımı mahveder diye. Herkesten uzağım şu aralar, hiç bir arkadaşıma yanaşmıyorum. Yabancılara karışıyorum suyun üstünde yüzeyim diye. Ama en çok tüm bu karışıklıkta Yiğit’i ihmal ettiğime üzülüyorum. Onu istemeden de olsa üzdüğümü görüyorum. onu özlüyorum… korkuyorum. Onu kaybetmek istemiyorum, onu ihmal etmek istemiyorum. Bana olan bakışlarını hissetmek istiyorum, sevgisini dile getrise de aklımı başıma devşirsem istiyorum.

hatalar yapıyorum.

hatalarımı muhteşem bulan tek kişiyi dinlemek gibi ayrı bir hata daha yapyorum. bknz: didi

I’m so horny right now.

•Eylül 28, 2008 • Yorum Yapın

Üstelik göğüslerim en güzel zamanlarını yaşıyor. ve cumaya daha 4 gün var. o zamana kadar düzenini iyice kaybetmiş regl dönemimin gelmemesini umuyorum. ah ortalık bu kadar kızıştığında niye etrafta hiç yiğit olmuyor. büyük talihsizlik…

wuff birileri kaynıyor. ama malesef kendi kendine sönmeye bırakmak zorundayız. kamp ateşi gibi değil mi?ateş harladığında etrafta niye kimse olmaz? kamp için mükemmel oysaki.

10 gün kafamı dinleyeceğim.

•Eylül 23, 2008 • Yorum Yapın

Yiğit’e onca sitem edişimin ardından, okuduğu için mi bilmiyorum aramız iyi, öyle görünüyor. Bana sıkıca sarılıyor. hissediyorum, içindeki güzelliği hissediyorum. Kokusunu duyuşumda rahatlıyor, uyuşuyorum.  Ama içim hiç rahat etmiyor. Etmiyor çünkü hissetsem de yerimi bilmiyorum. Yanında olan ilgi veren eylül olduğum için mi orda duruyor. bilmiyorum. çünkü romantizmini benimle yaşamıyor.

Gidiyor ona dolunaylı romantik mesajlar atıyor, cevap olarak da seninle hep konuşuyoruz diyor. Evet konuşuyoruz, ama ben romantizm yaşamıyorum hiç. Normal konuşuyoruz. Benim dışımda tutup bir eşy söylemiyor ben yapıyorum ben söylüyorum. Üstelik bir kuru cevap bile bulamıyorum.

İçim rahat etmiyor, bu yüzden etmiyor. Romantik mesajlarını yine ona atar diye, aklından çıkaramadığı o şıllığı yine hatırlar diye içim hiç rahat etmiyor. Sevgimi doya doya yaşayamıyorum. Hep çırpınan bir endişe oluyor. sonra düşünüyorum.. Kendimi kullanılmış ve enayi gibi hissediyorum. Gururum inciniyor. daha da kızıyorum. böyle yaşamaktansa onu terketmek istiyorum ama hep bir umudum oluyor. Vazgeçemiyorum…

kimsenin ölmesini yada başına kötü bir şey gelmesini bu akdar çok istememiştim hiç. Ölsün istiyorum o şıllık ölsün. Ya da başına bir şey gelsin yüzü eski haline benzemesin. O zaman yiğitin vazgeçeceğini biliyorum. Çünkü erkekler kadınları daha güzel olduğunu düşündüğü kadınlar için terkederler. kadınlar için geçerli değil mi diyorsun? onlar içinse güzel olan için değil güçlü olan için terkettiği doğru.

yine nereden aklına geldi eylül diyorsun değil mi? güzel gidiyor diyorsun… bence de güzel gidiyor ama dedim içimde hep bir boşluk var o şıllık yüzünden. Sana asıl nereden geldiğini söyleyeyim. Uğur 2yılın ardından o zaman hissettikleri pişmanlıkları ve özürleriyle bana mesaj attı. Ama ben ne bir şey hissettim, ne de ona umut verebilecek bir şey yapmak. en ufak bir özlem, heyecan dahi hissetmedim. Tek düşündüğüm yiğit çünkü.

Aynı şeyi yiğitin de yapabilmesini isterdim. ama o dolunay mesajları atarken bundan hiç emin olamıyorum. emin olmayı çok isterdim.

Ama yiğite güveniyorum, kendi iyiliğim ve ilişkimizin mevcut durumu için ona güveniyorum. Ama yine de umarım demekten başka bir eşy gelmiyor elimden. Bildiğim tek şey ondan vazgeçmek istemediğim ama bir dolunay meselesini daha kaldırmaz gururum. öyle bir andaa istemesem de vazgeçeceğim.

Seviyorum güveniyorum ama emin olamıyorum. şikayetlerimin yanında minnet de dyuyuorum şikayet defterim. Çünkü Uğur tıpkı pınar gibi yıllar geçtikten sonra bir hamle yapınca aklıma geldi bunlar. Ve yiğitin aksine ben kanmadım. heyecanlanmadım. Şüphe bile duymadım. Duymadığım için de seviniyorum. Çünkü yiğiti ne kadar çok sevdiğimi anladım.

Ve dün yiğitleyken ilk kez çalkantıyı bırakıp yeniden başlıyormuşuz gibi hissettim. Birbirimizi tanıdık ve yeniden başlıyoruz gibi. Yeniden başladığımızı hissettim, yeniden doğduğumuzu… Ona güvenip her şeyi geride bırakmaya her zamankinden daha da hazırım artık. Her şeyi geride bırakmak istiyorum. Ama ya o. o da bırakır mı?

öyle olmasını umup, şimdiyi yaşa felsefeme dönüyorum. Aksini söyleyenlerden farklı olarak düşünmek istiyorum. onu geleceğimde de görmek istiyorum…

her şeyi geride bırakıp 10 gün kafamı dinleyeceğim.

özdemir asaf halt etmiş

•Eylül 21, 2008 • Yorum Yapın

Kendi bahçesinde dal olamayanın biri, girmiş bahçeme ağaçlık taslıyor

can you believe this! jeff is back!

•Eylül 19, 2008 • Yorum Yapın

bir resimle birden unuttuğum her şeyi geri hatırladım. Tek bir resim yetiyormuş bazen. neyseki küçüklüğümle ilgiliydi. başka şeyleri hatırlamak istemem.

ah aslında yazıya başlama amacım jeff’ in geri döndüğünü söylemekti. uzun zaman oldu ama yiğit sayesinde gayet olağan ve sıradan bir günde geri döndü. bazı şarkılarda nedenli bazılarındaysa nedensiz yere katlanamamazlığım var hala o his var. nefretle karışık bir özlem duyuyorum.

ama yine de teşekkürler yiğitim

yiğitim diyorum ama dün arguna fotoğraf için verdiğimiz pozlarda yaptığı referanslardan dolayı ondan nefret ediyorum. diper pozlarda benim öperken onun da sıkkın görünmesi ise ekşi bir tat bırakmaya başladı artık. it makes me sick. üstelik popom açık kaldığı için de berbat rüyalar gördüm. yine de bu ilişki için yeni benimsediğim carpe diem felsefesinden ödün vermemek adına mutlu davranıyorum. ama sıkmaya başladı mutlu davranmak. yine de güzel anları bozmadan sonra hatırlayabilmek için saklamaya çalışıyourm.

yine de hakkını yemeyelim. yiğitim iyi olmayı da becerebiliyor keşke romantik yüzünü bana “da” gösterebilseydi. bazen belki de yokluktan bilemeyeceğim ama bazen uzun süren bir yokluğun ardından öyle anlar oluyorki bulutlarda uçuyorum sonra aniden yere iniyorum ama uçtuğum anlara bayılıyorum. onlar için de teşekkür ederim yiğitim.

jeff’ i yeniden topluma kazandırdığın içinse ne desem az, üstelik giçbirşey yapmadın.  ama yinede teşekkür ederim yiğit. seni seviyorum.

çok sevgili küçük ayım,

ormandan dönerken bir çilek, benim için?  içinden gelir mi?

10km

•Eylül 15, 2008 • Yorum Yapın

Merhaba şikayet defterim :)   yine ben,

Bu sefer geçen seferki gibi safi sitem dolu bir nedenle gelmedim. Bu sefer sitemlerimin nedenini sorgulamaya geldim. Biraz yiğit defteri gibi oldu burası ama. En büyük tutkumdu biliyorsun. ondan yani.

Neyi sorguladığıma gelelim. Hani yazlar tehlikeli demiştik. kaç yıllık olursa olsun, doğalar için de aynı bu başkaları için de yazlar tehlikelidir. özellikle öğrenci çiftler için. sürekli beraber olmanıza neden olan okuldan sonra, aslında beraber olma nedeninizin okul mu yoksa başka şeyler de mi olduğunu kavramak içindir yazlar. Yazı atlatabilirsen o ilişki bir kış daha ilerleyebilir. Yazlar tehlikelidir. Hayır ne kısmetse de tüm aksilikler, tüm sitemler, tüm boklar da yazları bulur. Senin dayanabilirliğini ölçerler. Dayanabilirsen, emek harcıyorsun; emek harcıyorsan da bu ilişkiyi hak ediyorsun anlamına gelebilecek çeşitli sınavlardan geçersin. Çok defa direklerden dönersin. Zaten sağlam değilse sıcak bir yaz gününde gol olur.

Ben kendi yazıma bir bakayım dedim. Çokça sınavdan geçtim, en büyüğü ise güven sınavıydı. Hayatımdan bir arkadaşımı çıkardım, bir çok şey için çabalar sarfedip kendime olan olanca güvenimle yiğite olan güvenimi betonarme yaptım. En sağlam versiyona getirdim. Ama kolay olmadı. Özellikle hayal gücümle biraz acı çektim, ve nedenini bilemediğimiz bir şekilde güveni baltalamaya çalışan insanı kangrenli kolumu hiç düşünmeden kesip attım hayatımdan. Ve inanır mısın hiç bu kadar rahatlamamıştım. Meğer bir hortkulukla yaşıyormuşum. Şimdilerde hayatıma bir telefonla geyik özlemimi gidermek için arada bir alıyorum onu. Çünkü yiğitle geyik yapmak imkansız olmaya başladı. Evet ben yiğiti hem arkadaş hem sevgili olarak görürken. bu yazla beraber yiğit açısından sadece sevgili gözü devreye girdi. Hoşnut değilim bundan ama . müdahale de edemiyorum.

Sonracıma muhteşem güven sınavımdan sonra bir anda her şey mükemmele büründü . Yiğit’den gelen jestler de muhteşemdi. Aslında jest değil de. Yapmadığı şeyleri yapması, söylemesi hoşuma gitti. Sonra onlar gidince yine şikayetlere daldım. Sonra düşündüm nedne? neden bu kadar çok şikayet ediyorum? ve farkına vardım…

Ben eğer gösterilenlerle anlatabilinecekse sözcüksüzlüğün en iyisi olduğundan yanayım. Ama eğer gösterilebiliyorsa… İşte bu yüzden şikayet ettiğimi farkettim. Mesela 9. ayımıza girerken ikimizde birbirimize direk söylemiyorduk hiç bir şeyi. Ama yiğitin bir omzumu öpüşü, bir bakışı benim için her şeye yeterdi. sözcükler olmadan çok da güzel, çok daha güzel anlaşabiliyorduk. Mutluydum. Sonra yiğit yine güzel yiğiti içine hapsetti. Bundan neden bu kadar çok korkuyor bilemiyorum. ama kendini göstermeye korkuyor. o günkü yiğit farklı bir insandı sanki. sonrasındaysa yine kabuğunun içine girdi. Aramak diye bir şey olmadığı gibi gösterdiği sevgi de sınırlandı.ve bir noktada çekilmez bir hal aldı.

Yani “orjinal bir şeyin yoksa buluşmayalım”  çok ileri bir şeydi benim için. iyi bir fikrin yoksa seni görmesem de olurun yiğit versiyonuydu. Şaşkınlık ve üzüntüyle yerime çökmeme neden oldu. Çünkü benim dünyamda insanlar orjinal planları olduğu için buluşmazlar, bir görmek bir konuşmak için buluşurlar. Kendini hırpalayan özlemlerine sakinleştirici niteliğindedir buluşmalar. Örneğin yiğiti iş yerinde kapıda 5 dk ziyaret etmek benim bütün gece yüzümde bir gülümsemeyle dolaşmama yetiyordu. Hele de sarılabilmişsem kokusunu duyabilmişsem bulutlarda uçmama yetebiliyordu.  O anlayamıyordu bunu ama. olsun anlamasındı bana yeterdi o duyguyu tatmak.

Yiğitin bir takım angutça hareketleri benim kabuğumun sertleşmesine ve cihan’ ın sözlerine kulak asamaya başlamama neden oldu. Ama efelerde bir araya gelince yine bana sımsıkı sarılınca yiğitim ne de güzel geldi. yanımda değil yerde yatışı bile onu uyurken izlemek bile çok güzeldi. Her bir zerresini görmek, izlemek, uzaktan da olsa koklamak güzeldi. Şileye gittiğimizde yiğitin ben duştan çıkınca yanıma gelmesi ve bana sarılması tarif edilemez güzellikteydi.

Burdan başa dönüyorum “hareketlerde gösterebileceğin bir şeyi sözcüklerle ziyan etme” işte hem hareketlerin hem de sözcüklerin yokluğunda ben şikayet etmeye başladığımı farkettim. Sözcükler zaten hiç gelmezken arada bir gelen o güzel dışavurumların geri gidp. bomboş kalmasınaydı benim sitemim. Hareket yoksa bir sözcük olsaydı bu kadar şikayet etmezdim sanırım. Ama hareket çok daha değerli olabiliyor. bazen ve o harekete ufak bir sözcük de eklendi mi zirveye ulaşabiliyor yaşadığım huzur ve mutluluk. Örneğin yiğitin aylar önce bana sıkıca sarılıp biriciğim demesi gibi ya da ondan daha da ayalra önce defalarca eylülüm deyip sıkıca sarılması gibi. Hala boynumdaki görünmez kolyede o hissi ve o günleri taşırım ben.

Sarılmanın ve bir kokuyu içinize çekmenin sonsuz mutluluğunu bilirmisin? işte benim sonsuza kadar yapabileceğim bir şey bu. En sevdiğim şey.

Yiğit için harcadığım çabalar geldi sonra aklıma, güven değil bir tek. Ona destek oluyorum, hastalığında önceki ve sonraki hastalıında, dengesizliğinin nedenlerinde. neler olduğunu bilmesem de onları kabullenip yiğiti korumaya ve desteklemeye devam ediyorum. seviyorum lan ben. vazgeçmek siteyip vazgeçemememin nedeni bu sanırsam.

o da herhalde bu şarkıyı söylüyordur. “why do you love me, why do you love me, why do you love me. its driving me crazy”

p.s: bugün 9. ayımız bitti 10a merhaba diyoruz. geçen aya girişimiz kadar tatlı bir ay diliyorum :)

neysem efenim bu kadar bugünlük. Bugün şikayet etmeyip sorguladık. Hiçbirşeyden mutsuz olmaya değmeyen hayat malesefki devam ediyor. Biz de ayak uyduruyoruz. üzülsek de belli etmiyoruz. yorsa da katlanıyoruz. Ben her ne kadar bu konuda beceriksiz olup duygularıma yenik düşsem de… gemimizin kaptanı olmaya çalışyıoruz.

öptüm seni cicim. gene gelicem, beni bekleyin anacım.

the sickness of mind.

•Eylül 4, 2008 • Yorum Yapın

my only reason naturally starts to get to me, pushing my way through
mesh of life, i want to kiss the sickness of mind
my heart without reason sunken to deep disappointment, spreads over universe,
with a knife i want to bleed out distress like this.
in my mind, i state myself, the clock is ticking without you,
some may say illness, so called so called love, the sickness of mind.

susuyim susuyim diyorum ama sinirlerimi bozmaya başladın çocuk

•Eylül 4, 2008 • Yorum Yapın

Susuyim diyorum. Ben yokuşa sürüyorumdur belki diyorum. Ama saatler geçtikçe gerilme kat sayım daha da artıyor. 5 gün oldu ya 5 gün!! bir kere aramadın? bir kere nasılsın demedin? bensiz ne yapıyorsun demedin? Seni aldatsam hem de defalarca ruhun duymayacak!! Nasıl bir insansın yiğit nasıl???? Nasıl bir sevgilisin? Mazoşist misin?  zevk mi alıyorsun? hiç mi hatırlamıyorsun???

İnsan bir kere arar! Bir kere hatırlar! Alelade bir arkadaşın değilim ben senin, SEVGİLİNİM.