benim koalam

•Haziran 7, 2009 • Yorum Yapın

20 Nisan’dan bu yana neredeyse 2 ay olmuş. Aslında ne çok şey oldu biliyor musun? Sana yazdıktan bir gün sonra Yiğit Pınarla bol gülücüklü mesajlaştı. Ona mesaj attıktan 1 dk sonra bana mesaj attı sonunad 1 saat telefonda konuştuk, özleştik diye. Bir hafta sonra benden ayrıldı Erasmus’a gidiyorsun ben uzaktan yapamam uzaktakine bağlı kalamam diye. Şimdiden atlatalım o zaman üzülmeyelim dedi.

Dağıldım, parçalandım, uyuyamadım. Duvarlarıma çöpten yiğitler çizdim. Yiğitin kokusunu aradım, yiğitten ayrı kalamadım. Kamp yaptık, ağladım. unutmaya çalıştım, içtim. Sonra yiğit geldi yanıma, sarıldı bana. Ne kadar da özlemiştim kokusunu. Ertesi gün olağanüstü bir gece geçirdik. Yiğit hala birleşmemizi uygun bulmuyordu. 3 gün boyunca gözlerim kıpkırmızı gezdim. Ona o zamana kadar söylemediğim, korkutacağını düşündüğüm şeyleri söyledim. Hayal ettiklerimi… Onun hep örneğini verdiği küçük kız hayalini hayalimde canlandırdığımı, geleceğimi onunla düşlediğimi (Hoş hala onun küçük kız hayali sarışın ama!!! öldüresim geliyor küçük sarışın bir kız deyince oasdasdasd.) Onun da benimle bir gelecek düşlediğini duyguğumda nasıl mutlu olduğumu anlatamam, ama o hala ayrı kalmakta ısrar ediyordu. Ve derken Tuğçe fikirlerini söyledikten sorna tekrar beraberiz. Yiğitimle…

O kadar güzelki her şey, festival de çok tatlıydı. Beraber Kenan Doğuluyu dinledik. Kenan Doğuluda bile o kadar mutluyduk ki. Çok güzeldi her şey. Hala daha çok güzel.

Bugün ve daha bir çok günde olduğu gibi bir şey fark ettim. Onsuz olamıyorum. Günlerimi onsuz geçirebiliyorum ama gecelerimde onunla uyumayınca, onu görmeyince kafayı yiyiyorum. Çok özlüyorum, dayanamıyorum. Ya gidersem o zaman ne yapabilrim bilmiyorum.

Ayrı kaldığımız dönemde Yiğit’in arkasından yalvardım, arabasının önüne atladım, paçalarına yapıştım. Gururumu ayaklar altına serdim, kendimi o kadar küçük düşürdüm ki. Sadece yanımda kalsın, gitmesin diye… Onu o kadar çok seviyorum ki. Hayatımın sonuna kadar onunla olabilmek istiyorum.

1 hafta sonra 1,5 yılımız doluyor. Nice senelere hep beraber yürüyeceğimizi umuyorum.

Bu gece de Yiğitimi çok özledim.

Doğum Günün kutlu Olsun En büyük Aşkım!

•Nisan 20, 2009 • Yorum Yapın

Bilgisayara aşık bir robotu benim gibi bir tost makinasına aşık etmek kolay olmadı. En başından beri ve hala onun bana ait olmadığı hissi iise içimden hiç gitmedi.

Son 3 yıldır doğum günlerini çilekli pastamla kutlayan sevgilime bu yıl çilekli pastasını geç vermek zorundayım. Çünkü ailemle de ilgilenmem gerekiyor. Her zamanki gibi ona uygun hediyeyi bulamıyorum

Biricik sevgilimi çok seviyorum her ne kadar 16 ayın12 ayını elimden kayıp gidecekmiş hibi hissederek, 8 ayında ağlamaktan gözlerim balık gibi şiş gezerek, 6 ayında paranoya denen ince ip üstünde yürüsem de onu çok seviyorum.

Her ne kadar bana yaşattıklarının hesabını vermen için intikamımı almaya çalışıp hem seni hem kendimi yıprattıysam ve hayal edemeyeceğim kadar ikimizi de kırdıysam da onu üzdüğüm için yaşadığım üzüntü, pişmanlık ve suçluluk duygusu içimden bir türlü gitmiyor.

Onu çok seviyorum ve ona her bakışımda yaptıklarımdan dolayı acı çekiyorum. Eskiden sevgimi haketmediğini düşünürken bu sefer onun sevgisini haketmediğimi düşünüyorum.

Gerçektan çok üzgünüm, çok pişmanım ama zamanı geri döndüremiyorum.

Onu çok seviyorum, çok çok çok seviyorum.

16 ayımın baş kahramanı, küçük sevimli robotum.. Doğum günün kutlu olsun.

To the one i know most

•Nisan 16, 2009 • Yorum Yapın

It is funny, i wanted to marry with you… But i know i should not. I miss you already. And i am sorry, i have to try.

You had me worried so worried honey more than anything, anyone. But it is all past. It will pass

I dont know why but

•Nisan 5, 2009 • Yorum Yapın

I dont’t want to go… I just don’t…

Hell has no fury like a women scorned

•Ocak 4, 2009 • Yorum Yapın

Blog yazmanın güzel tarafı geçmişine bakıp şimdiki davarnışlarının neyin yansıması olduğunu görebiliyorsun. Rüya gibi başlayan bir ilişki, gelen darbeler, yaşanan deneyimler, unutulamayan acılar ve onların bıraktığı izler, o izler yüzünden sürekli yıpranan ve aşınan bir psikoloji. İnsanın en çok kahrolduğu anlar gerçeği bilip, elinde kanıt olmadan hayal gücünle orada kalakalması oluyor. Ki hayal gücü gerçekten katbekat fazla yıpratma gücüne sahip. hayal güzü sınırsızdır, bilirsiniz. Gerçeklerse görmesi zor sınırlı şeylerdir.

Gerçekliğin eksikliğiyle hayal gücüne kaldıkça içinizde öfke birikmye başlar. Öfke zamanla yumuşak kalbinizi, masada unutulmuş yemek gibi kurumaya bırakır. Her damak kuruluğunda içinizdeki öfke intikam düşünceleriyle dolmaya başlar. Kendinizi cesaretlendirirsiniz. Yapabileceğinize inanmazsınız, o anda kalbiniz kurumamıştır. Ama kuraklığın geldiği bir nokta var ki…Kurumuş yemekleri tekrardan kullanabilirsiniz, bozulmaya başlamadıysa eğer… Bozulma başladıkça zehirlenme riskiniz artar.

Yavaş yavaş yapamam dediğinizin, düşüncelerinizin %90ını kapsadığını, her şarkıyla intikama başladığınızı hissedersiniz. İntikama susamış bedenler ve beyinlerle yürümeye devam edersiniz. İntikam için yanıp tutuştuğunuz an gelir. Her şeyin düzelmeye başladığını hissedersiniz ama düştüğünüz yangın sizi kavurmaya başlamıştır. normalde hep işleri yarım bırakırken, bu sefer yarım kalmış işinizin peşinden gidersiniz. İntikam önlenemez güçte bir histir.

Blog yazılarımla kendimi intikama nasıl hazırladığımı ve nasıl dönülmez bir hal aldığını gördüm. Sonrasında olanların, yeniliğin getirdiği şeyler olduğunu sandığım şeylerin aslında intikamla nasıl seviştiğini gördüm. Kolayca yenilebilecek ve ardında bırakılacakmış gibi geliyor intikam başta. Meğer çok iz bırakıyormuş.

İntikamın, başlarken hayalini kurduğum yaşam tarzının, kendim olabilmenin verdiği heyecan ve arzu dolu bir bedenle  karşıma çıkacağını bilmiyordum. İntikama başladığımı bile bilmiyordum. Öylece içine düşüverdim. Döktüğüm onca göz yaşından sonra kafama takılan hiç bir şey olmadan gülmek, havayı ciğerlerinde hissederek solumak hiç beklemediğim bir şeydi. O kadar güzel geldi ki, tüm çekiciliğiyle beni çekmeye devam etti. Kaçırdığım hayatın hayali bir daha geldi gözümün önüne. İntikamla kapanan gözlerim etrafa bakınıp dışarıda, dünyada daha neler olduğunu görmemi sağladı. Her şeyin, yeniden yaratılabilecek bir imajın ve dünyanın çarpıcılığı ve heyecanı damarlarımda dolaşmaya başladı. Yepyeni baskıdan yeni çıkmış bir kitabı açmak gibi bir histi.

Önceleri düşünmedim zamanla halledilecek görünüyordu, aldırmadım. Zamanla kafa karıştırmaya başladı. Eski yaşamımı atmanın isteği yavaş yavaş doldurmaya başladı içimi. Olanların farkına varmaya başladığımda ise -ki bu da rüyadan uyanmakla geri dönmek isteği arasındaki uykulu zaman dilimini kapsıyor. Farkına varmaya başladığımda çizgideydim. Sağa ya da sola gitmem gerekiyordu. Ne sağ ne sol birbirini istemiyordu. Biraz daha sürdürmeyi denedim olmadı.

tüm bu yolun başlangıç nedenine döndüm, eskiye. Önceleri iyi giderken, yeninin arzusu içimden gitmedi ve arttı. Zaman zaman öyle bir hal aldı ki dayanılması çok güç anlardan geçtim. Karşı koyamam sandım, o yaşam da hep orada durur sandım. Ama birini seçtiğimde ötekinin sonsuza kadar gideceğini biliyordum. Hayır bu olay 2 kişi arasında seçim değil, 2 yaşam tarzı arasındaki seçimdir. Bir ipte iki cambaz oynamaz lafının doğruluğu her ne kadar bir kaç ay önce başkasına söylesenizde, gerçekliğini sizin üstünüzde de göstermesini engellemiyor. Derken ne oldu ip koptu.

iki taraf için de sonuçları oldu, iki taraf için de bir şeyler değişti. Geriye döndürülemeyecek şeyler. Ve tabi ipin kendisi olan benim için de.

İntikam soğuk yenen yemek, ısıtılamıyor. Isıtmaya kalktığında mikrodalgada patlayan bir yumurtaya dönüşüyor. Temizlemesi ondan daha zor. Temizlenmiyor. Dünyadaki hiçbir deterjan yetmiyor.

Hayır intikamı bırakıyorum şuan. aklıma bir şey geldi. bak dinle.

Bu yiğit ve onun yaşam tarzıyla beraberken 3 dersi Fledim, tembelleştim garip bir hale geldim ama sevginin içimdeki yoğunluğu yok ediyordu kötüleri. Yeni başladığım yaşam tarzıyla ise derslerime daha çok çalıştım, sürekli bir şeyleri yapma isteği içine girdim ve aynı zamand ÇOK eğlendim fakat aynı yoğunluk yoktu ve bir şeylerin yapay olduğu izlenimi veriyordu. her şeyin olduğu gibi bu iki tarzın da artıları ve eksileri var. Ama yeni gördüğüm bu yaşam tarzından etkilenmemin sebebi bana her şeyi eşit miktarda ve mutluluğu daha fazla vermesiydi.

Söyleyecek sözüm kalmadı. İntikam kötü bir şey. Kolay sanıyorsunuz ama etkileri çok daha farklı oluyor. Hayatımın bu noktadan sonra değişeceğine eminim, bir şekilde. Çünkü intikam sadece o anı değil, bir çok şeyi etkiliyor. Bir çok şey, bir hayat demek. Bir kaç ay ya da yıl sonra eminim bunu okuyup, buna da bir eleştiri yapar ve sonucunun ne olduğunu söylerim.

you fuckin hypocrite bitch

•Kasım 15, 2008 • Yorum Yapın

özlemeye, kıskanmaya hiçbir şey yapmaya hakkın yok biliyorsun değil mi?

Hey Lulu bu sen değilsin, Eylül bu sen de değilsin! kimsin sen?

i did some mistakes

•Ekim 12, 2008 • Yorum Yapın

Şu aralar bilinç altıma dokunmuyorum, akrep falan sokar diye. Çift kişilikliyim korkuyorum, Lulu çıkıp hayatımı mahveder diye. Herkesten uzağım şu aralar, hiç bir arkadaşıma yanaşmıyorum. Yabancılara karışıyorum suyun üstünde yüzeyim diye. Ama en çok tüm bu karışıklıkta Yiğit’i ihmal ettiğime üzülüyorum. Onu istemeden de olsa üzdüğümü görüyorum. onu özlüyorum… korkuyorum. Onu kaybetmek istemiyorum, onu ihmal etmek istemiyorum. Bana olan bakışlarını hissetmek istiyorum, sevgisini dile getrise de aklımı başıma devşirsem istiyorum.

hatalar yapıyorum.

hatalarımı muhteşem bulan tek kişiyi dinlemek gibi ayrı bir hata daha yapyorum. bknz: didi

I’m so horny right now.

•Eylül 28, 2008 • Yorum Yapın

Üstelik göğüslerim en güzel zamanlarını yaşıyor. ve cumaya daha 4 gün var. o zamana kadar düzenini iyice kaybetmiş regl dönemimin gelmemesini umuyorum. ah ortalık bu kadar kızıştığında niye etrafta hiç yiğit olmuyor. büyük talihsizlik…

wuff birileri kaynıyor. ama malesef kendi kendine sönmeye bırakmak zorundayız. kamp ateşi gibi değil mi?ateş harladığında etrafta niye kimse olmaz? kamp için mükemmel oysaki.

10 gün kafamı dinleyeceğim.

•Eylül 23, 2008 • Yorum Yapın

Yiğit’e onca sitem edişimin ardından, okuduğu için mi bilmiyorum aramız iyi, öyle görünüyor. Bana sıkıca sarılıyor. hissediyorum, içindeki güzelliği hissediyorum. Kokusunu duyuşumda rahatlıyor, uyuşuyorum.  Ama içim hiç rahat etmiyor. Etmiyor çünkü hissetsem de yerimi bilmiyorum. Yanında olan ilgi veren eylül olduğum için mi orda duruyor. bilmiyorum. çünkü romantizmini benimle yaşamıyor.

Gidiyor ona dolunaylı romantik mesajlar atıyor, cevap olarak da seninle hep konuşuyoruz diyor. Evet konuşuyoruz, ama ben romantizm yaşamıyorum hiç. Normal konuşuyoruz. Benim dışımda tutup bir eşy söylemiyor ben yapıyorum ben söylüyorum. Üstelik bir kuru cevap bile bulamıyorum.

İçim rahat etmiyor, bu yüzden etmiyor. Romantik mesajlarını yine ona atar diye, aklından çıkaramadığı o şıllığı yine hatırlar diye içim hiç rahat etmiyor. Sevgimi doya doya yaşayamıyorum. Hep çırpınan bir endişe oluyor. sonra düşünüyorum.. Kendimi kullanılmış ve enayi gibi hissediyorum. Gururum inciniyor. daha da kızıyorum. böyle yaşamaktansa onu terketmek istiyorum ama hep bir umudum oluyor. Vazgeçemiyorum…

kimsenin ölmesini yada başına kötü bir şey gelmesini bu akdar çok istememiştim hiç. Ölsün istiyorum o şıllık ölsün. Ya da başına bir şey gelsin yüzü eski haline benzemesin. O zaman yiğitin vazgeçeceğini biliyorum. Çünkü erkekler kadınları daha güzel olduğunu düşündüğü kadınlar için terkederler. kadınlar için geçerli değil mi diyorsun? onlar içinse güzel olan için değil güçlü olan için terkettiği doğru.

yine nereden aklına geldi eylül diyorsun değil mi? güzel gidiyor diyorsun… bence de güzel gidiyor ama dedim içimde hep bir boşluk var o şıllık yüzünden. Sana asıl nereden geldiğini söyleyeyim. Uğur 2yılın ardından o zaman hissettikleri pişmanlıkları ve özürleriyle bana mesaj attı. Ama ben ne bir şey hissettim, ne de ona umut verebilecek bir şey yapmak. en ufak bir özlem, heyecan dahi hissetmedim. Tek düşündüğüm yiğit çünkü.

Aynı şeyi yiğitin de yapabilmesini isterdim. ama o dolunay mesajları atarken bundan hiç emin olamıyorum. emin olmayı çok isterdim.

Ama yiğite güveniyorum, kendi iyiliğim ve ilişkimizin mevcut durumu için ona güveniyorum. Ama yine de umarım demekten başka bir eşy gelmiyor elimden. Bildiğim tek şey ondan vazgeçmek istemediğim ama bir dolunay meselesini daha kaldırmaz gururum. öyle bir andaa istemesem de vazgeçeceğim.

Seviyorum güveniyorum ama emin olamıyorum. şikayetlerimin yanında minnet de dyuyuorum şikayet defterim. Çünkü Uğur tıpkı pınar gibi yıllar geçtikten sonra bir hamle yapınca aklıma geldi bunlar. Ve yiğitin aksine ben kanmadım. heyecanlanmadım. Şüphe bile duymadım. Duymadığım için de seviniyorum. Çünkü yiğiti ne kadar çok sevdiğimi anladım.

Ve dün yiğitleyken ilk kez çalkantıyı bırakıp yeniden başlıyormuşuz gibi hissettim. Birbirimizi tanıdık ve yeniden başlıyoruz gibi. Yeniden başladığımızı hissettim, yeniden doğduğumuzu… Ona güvenip her şeyi geride bırakmaya her zamankinden daha da hazırım artık. Her şeyi geride bırakmak istiyorum. Ama ya o. o da bırakır mı?

öyle olmasını umup, şimdiyi yaşa felsefeme dönüyorum. Aksini söyleyenlerden farklı olarak düşünmek istiyorum. onu geleceğimde de görmek istiyorum…

her şeyi geride bırakıp 10 gün kafamı dinleyeceğim.

özdemir asaf halt etmiş

•Eylül 21, 2008 • Yorum Yapın

Kendi bahçesinde dal olamayanın biri, girmiş bahçeme ağaçlık taslıyor