bizim ailede herkes depresyonda

hayattan nefret ediyorum. İnsanların konuşmalarına rağmen aslında birbirlerini dinlememesinden nefret ediyorum. 1 saattir konuşan kardeşimle babamın konuşmasının bir sonuca varmayacağı gerçeğinden nefret ediyorum. Gittikçe kısırlaşan ve değişmeyeceğinin sinyallerini artarak vermeye başlayan bu konuşmadan nefret ediyorum. Babama göre annem şizofrene gidiyor, kendisi ağır depresyon geçiriyor, kardeşim ergenlik depresyonu geçiriyor, ben terkedilmiş durumdayım. Ve malesef hepsi doğru.

Babam artık bir alkolik 2 günde 1 büyük bitiriyor bir günde 3 kutu sigara içiyor, annemle tartışıyor ve uyuyor. Annem kendini toparlamaya çalışıyor sorunlarını kendi kendine konuşarak dışarı atmayı deniyor, olumsuzluğa o kadar alışmış ki en ufak bir şeyi olumsuz algılıyor. Elvan sürekli pesimist, ergenliğin sınırlarını yaşıyor, problemliydi hala problemli. konuşarak çözmeye çalışıyor, dinleyemiyor dineltemiyor. Bense kendimi gördüğüm kadarıyla umuramayarak ve kendimi soyutlayarak mutlu olmaya çalışyıorum, sorunları görmezden geliyorum.

hayattan nefret ediyorum. Niye hep mutlu değiliz sanki niye hep gülmüyoruz.

değerini bil küçük koala

senin için 2 belki de 3. kez birilerinden vazgeçiyorum. kendimden ve arkadaşlarımdan vazgeçtim, senin uğruna. ama kendimi geri almayı düşünüyorum.

erenle başlayan şu günlerdeki bu ukala üslubum, hastanede verdikleri bir ilaç o kadar. beni kenelerden koruyor. Kötü de olsa. Beni benden koruyor. beni sizden koruyor. belki koruyamıyor ama güzel bir placebo. yan etkileri: ukalalık. hayır bir de biricik yiğitimle aramız güzelleştikçe kötü bir karar almadığımı düşünüyorum. ya işte böyle

klasik müziğe her dalışımda, arkamda bıraktıklarımı hatırlar hüzünlenirim.

fink

yanlış mı yapıyorum. hiç sanmıyorum. gelin analiz edelim.

fink  ๏̯͡๏: bi süre görüşmemek ister misin eylül
eylul: olur, rahatsız mı oldun

fink  ๏̯͡๏: hayır eskisi gibi konuşamıyoruz da
fink  ๏̯͡๏: karşımda yeni bir insan var gibi hissediyorum
fink  ๏̯͡๏: herşeyi paylaştığım elifi sonuna kadar anlattığım bi eylül vardı
fink  ๏̯͡๏: ağlarken mesaj attığım
fink  ๏̯͡๏: destek ve teselli göstereceğini bildiğim bi eylül vardı
fink  ๏̯͡๏: değişmek istiyorsan bari süreci görmeyeyim
fink  ๏̯͡๏: eylül öldü diye kabul edeyim
fink  ๏̯͡๏: tamamen değişince tekrar tanışırız
fink  ๏̯͡๏: yada benimle konuşurken eskisi gibi konuş
fink  ๏̯͡๏: diğer insanlara yeni eylülü uygulayabilirsin

tanrı aşkına şaka mı yapıyor.

ağlarken mesaj atmış. ağlamamın sebebi sensin dangalak.

destek ve teselliymiş. kösteğin alası oldun!.

Eskisi gibi konuşmak mı?! eskisi gibi konuşmamak için böyle oldum ben. Farketmemiş olabilir tabi ama sadece ona öyle konuşuyorum ben. Ah bir çürük küçük elmayı dinledim salak gibi. deneyimsiz, hasta bir küçük elma. Ondan tonlarca fazla şey yaşadım, sıkıntı çektim, olgunlaştım ben. Ve o, bu olgunlaşmamış çürüklükle saçmalarken, ona kulak verdim.

Bir de gelmiş rahatsız oluyor. duygusuz dana.

ııööhhghh ayrıca sümüklü peçetelerin, sürekli terleyen saçların ve insanın yanağından iğrenç iğrenç öpüşünden iğreniyorum. iiöghh kusuciğim. o gün buluştuğumuzda kendimi tutamadım, yanında sildim yanaklarımı; o kadar iğrenç yani. şansın bol olsun dana, bu gidişle biraz zor ama…

It’s okay in a day, I’m staying busy

ve ereni hayatımdan çıkarırken aklımda tek bir şey vardı. Kahretsin doğum günümü hatırlayıp hediye alacak tek kişiyi tasfiye ediyorum.

2#principle- opportunity cost
what you give up to get it

koalam

pink floydlar sarsın dört yanımı.

yaptıklarım için özür diliyor, yapmadıkların için bu hale geldiğimi bilmeni istiyorum.

kabul ediyorum paranoyaklığım sınırları aşmış, bu yüzden devirmişim her şeyi. Bunun için çok özür dilerim seni yıprattığım için özür dilerim; ama kendimi de yıprattım. o umursamazlığın, beni görmeyişin beni öldürüyordu. Hala da etkiliyor, şimdinin tek farkı artık çoğu şeyin farkında olmam; kendi yapıklarımın. Hala beni dışarıda bekliyor sanıyorsun, benimle ilgilenmiyorsun. Ben dışarıda beklerken, ben çağırmadan çıksaydın bir kere…

Ufacık şeylerle çok mutlu oluyorum. Bir saçımı öpüşün, o gün yanlış anlıyorum diye sarılışın bile hem de insanların içinde; içimde kopanları yerine dikmeye yetiyordu. insanların yanında gururla yanımda duruşun bile yeterdi oysaki. işte bu biz buyuz demeyi, yanyana göğsümüzü gererek yürümeyi, insanların yanında iki sıradan arkadaş gibi gözükmek için çabalamamayı ne çok isterdim. Mıçmıç değil istediğm, birbirini gururla taşımak. O an içinden gözlerinin içine şefkatle bakmak geliyorsa bakmak, insaları umursamamak. Oysa sen hiçbirini istemedin.

Doğru olmasa bile.. benden utandığın, beni sadece yalnızken sevgilin olarak gördüğün, beni cepteki herhangi bir kız gibi düşündüğün ve umursamazlığınla aslında beni sadece ordayım diye sevdiğini düşünmeme sebep oldun. Hep senin için uğraştım, oysa daha 3 ayda benim için uğraşmayı çoktan bırakmıştın sen. Ben senin hayatındaki herhangi biriydim, beraber uyuduğun…
Benim için hiç bir şey yapmadın, beni yalnız bıraktın. Beni umursamadın. Beni istediğim gibi seni sevdiğim gibi… deli gibi sevmedin hiç sen. Bunu da söyledim, eski yiğitleri kıskanıyorum dedim.
Anlatmaya çalıştığım şey beni asla öyle sevmediğini düşünmemdi. Sen beni asla sevmedin. Belki seviyordun ama aşık değildin.

umursamazlığın artıyor, üzüntülerim de artıyor. Beni gerçekten tğm kalbinle sevmediğin gerçeğine adım adım yaklaşıyorum. senin gibi ben de acı çekmeyi seviyorum. Sen beni hiç düşünmedin, durup dururken bana gelmedin. Çaba sarfetmemeyi tercih ettin. ya da hiçbiri…
hep sakladın, bilmeme izin vermedin…

hiç söylemedin…

“gemisini kurtaran kaptan”mış

Ah özer abi, ilk andan beri söylüyorsun. Gemimi kurtarsam mı kararsızım. Çok acı geldi daha tatlısı yok mu?

İlk andan beri söylüyorsun. O umutsuz vaka diye. Daha ne olduğunu duymadan hem de. Ayrıl diyorsun. belki haklısın.

Bir adam köpek gibi aşık değilse her gün aramıyorsa, içinden gelerek belki bir çiçek, belki bir hediye vermiyorsa… (sus özer abi! yeteer…)

Beni sevmiyor evet. Ben onun cebindeki bir gerizekalıyım sadece. Söylediği hiçbir şey gerçek değil. Onun ihtiyacı olan ben değilim. Onun yalnızlığa ihtiyacı var. Acınası olmaya ve hep öyle kalmaya.

Ama yine de vazgeçemiyorum.

bir paranoyağın itirafları

öf bu son zamanlarda facebook ve google hiç benim hayrıma işler yapmıyor. Başı google çekiyor tabi. Paranoyaklığımı biliyormuş gibi aksine bunu engelleyecek her şeyi yapıyor; yaa kızıyorum ama artık, aaaaaaaaaaa :@

Ben çok dikkatli, küçük ayrıntılara dikkat eden biriyim. Ve güvenim sarsıldığından beri bu işlevi gören duyularım daha da gelişti. Birer küçük alıcı oldular. Şimdi efendim, her türlü önlemi almıştık. Gmail ve facebooktan takip ediyorduk. Saat başı, bazen dakika aralıklarla. Sonra biraz yavaşlattım yanlış bir davranış diye.

google gmailde bir yenilik yaptı ve invisible konuşma rahatlığı sağladı. Aman ne rahatlama beyimiz ortalarda yokken onu orda bulmaya alışmış ben kafayı yedim tabi ve işte tüm bu önlemler ilk bu uygulamayla başladı. Bu sefer gmailine girip invisible mı değil mi diye bakmaya başladım. Öyleyse ortaya çıksın diye mail atıyordum. Ve itiraf etmeliyim sonraları bu invisible olayı yüzünden işler büyüdü. Her türlü ince ayrıntıyı kontrol ediyordum. Zamanda geriye bile gittim. Derken bir diğer ve çok önemli kaynağım olan Facebook! :@ chat olayını ortaya attı. Ve üstelik nasıl? “without chat history” şalterlerimden 2si atıktı 3e çıktım bir anda. Uzun bir süre trafiği takip ettim. Ve bu kadar yeter artık azaltmalıyım dedim, azalttım. Derken yaz geldi. Tabi bu aralarda bir kaç kez yakalanma hadisesi atlattım. Yiğit artık anlamıştı kontrol ettiğmi. Ve bir karışıklık yüzünden, mailinden silinen bir mail yüzünden şifrelerini değiştirdi.

Nasıl büyük bir darbe olduğunu tahmin edemezsiniz, üstelik yaz gelmişti. Ve yiğit en umursamaz zamanlarını yaşıyor. Aramıyor, sormuyor bile. Şifreler de yok. Ne zaman uyandı, ne zaman yattı. Neler yapıyor. Hiç haberim olmamaya başladı. Gmailden maillerini okuyuşuna göre ne zaman uyandığını falan anlıyordum güzel oluyordu. Ne zaman bilg başında olup olmadığını anlıyordum. Şifreler gitti, yiğit umursamaz kaldım göt gibi. 1 hafta olmadan gmaile değil ama facebooktaki takibime chat ve mesajları engelleyemeyeceğim. Ama düşmanı uzaktan gözleyebileceğim bir yöntem buldum. Yiğitin de msnde olup olmadığını yine gmailinde uzaktaya düştüğü zamanlardan, meşgule döndüğü anlardan anlıyorum. Ve yazdıklarıma cevap vermediğini saçma sapan düşünmek yerine, bilgisayar başında olmadığını bilmek inanın bana çok rahatlatıcı. Çünkü bir köşeye atılmış olmanın rahatsızlığı var üzerimde.

Evet aynen öyle bir köşeye atıldım, hatırlanmıyorum bile. Bu beni tahmin edemeyeceğniz kadar rahatsız ediyor. Ve o aptal erenin de yüzünden tüm bu etkenler birleşince hayal gücümü tutamıyorum. Tutamıyorum. Tahmin bile edemezsiniz neler gördüğümü. Erenin beni önemsediğini düşünüyordum; bana yiğitten çok önem gösteriyor, bana eylülüm bile diyor, gereğinden fazla ilgi gösteriyordu. Ama söyledikleriyle zar zor toparlanmış, üst üste yığılmış ama desteklemesi yapılmamış güvenime tekmeler atarak yıkıyordu. Son nokta zaten yiğitin pişkin ve umursamaz tavrıyla karşımda dururken gelen, mesaj ve atılan bir tokat oldu.

Ben çok incindim kimse de toparlamak için yeltenmedi. Mühendis olmadan bina sağlam olmuyor ne yapalım, gecekonduya dönmüştüm anlayacağınız. Sonra bir çelik konstrüksiyon ekibi geldi ana merkezden. Binayı tekmeleyen salağın kıçına tekmeyi basarak uzaklaştırdı oradan. Dandik müteahite hala etki etmeye çalışıyor ama onu artık onun binayı umursadığı kadar umursaması gerektiğinin farkında. The dress dinleye dinleye büyüdü çelikçi. Hepsi taa içinde duruyor, mütahit farkında değil; hala laga luga yapıyor. Bu bizim salak mütahit de torpilliymiş, seviliyor diye atmaya da kıyamıyor çelikçi. Bardak taştı ama düşmedi. Şimdilik bir oraya bir buraya sallanıyor. Hele bir yere çarpsın işte o anda mütahit de suyla beraber yağmur kanallarına ordan da kanalizasyona gidecek.

Neyse şifreleri tekrar öğreneceğim günün umudunu içimden geçirirken gmaile yeni bir özellik daha geldi. bundan sonra eğer oturumunuzu açık unutmuş olursanız ve iki oturum aynı anda açık olmuş olursa posta kutunuzun en altında bir uyarı metni yer alacak. üstelik onunla da kalmayacak açılan oturumun hangi sistemde ve ipde olduğunu da göstericek. Ne diyorsunuz beyler bayanlar. Ne yapmalı. Ekstra çeliğe ihtiyacımız avr galiba.

Ama alper’ in dediği gibi önce güven geliyor. Her zaman önce o böyle şeyler yapmaz diye düşüneceğim. Artık yaparsa da tekmeyle kapının önünde olacak. Yapacak başka bir şey yok. Çelik işe yarıyor daha güçlüyüm ama yıprattım yiğiti de. Tüm o karmaşalarımın arasında, üstelik kendi yarattığının farkında olmadan. Yıprandı zavallım. Onu üzdüğüm için de üzülüyorum. Ama o kadar umursamaz davranırken bbeni ne kadar üzdüğünün farkına bile varmadı. Şimdi umursamama sırası bende. Artık umursamıyorum ve dünkü çikolata olayından sonra. ki bir teşekkür bile etmediği gibi bende vardı dedi. Bir daha onu düşüneceğimi sanmıyorum. Sadece aylar öncesinden bir süprizim vardı bir tek onu bıraktım köşede. Onu yapacağım ve onun için yaptıklarım burada son bulacak. Bir daha onu düşünmeyeceğim. mutlu olsun diye çikolata götürmeyeceğim. Hayır artık pes ediyorum. O çikolatalara süprizlere aktardığım sevgiyi, parayı her şeyi geri alacağım. Almasam da artık hiçbiri yiğit için olmayacak. Ona masajlar yapmayacağım.

Gitgide güçleniyorum. Onu görünce yumuşuyor yumurta kabuklarım, ipanayla fırçalanmadığı için. ama dayanmaya çalışacağım. Beni hak etmiyor, sevgimi hak etmiyor, Beni düşünmüyor. Benim için bir B sınıfı sayılabilecek biri peki niye yumuşatıyorum kabuklarımı ha neden? güçlenmek gerek değil mi? evet. O zaman niye ipana kullanmayayım. artık ipana kullanmaya çalışacağım, günnde en az 2 kez 2 dk. Belki kabuklarım güçlenir yeniden.

yiğitim benim her şeyim :)

hayat nasıl bir şey daha 1 saat önce o kadar kötü hissediyordum ki ne yemek yiyebiliyordum ne lostu izleyebiliyordum. Şimdiyse yerimde rahatım ve dengeyi bulduğumuza seviniyorum. Üste çıktığıma seviniyorum. 2 saat önce acınası haldeydim, şimdi kendimi patron sanıyorum. halbuki değil ama anlık hissi güzel. Şimdi de alperle aramı bozdum neresi dengeli dünya ya, bir tarafı kaldırıyorsun öteki iniyor. arası yok bence.

Neyse allahtan alperin yiğitin tırnağının ucunun ucu kadar değeri yok. Ve neyseki bir şekilde ayartılabilir bir yapısı var lazım olduğunda yine burada bulması kolay olur.

the last self-denial

“I am struck by a lightning bolt of lust. What would you do?”
“Jesus, you really are fucked”.